İlhamı Beklemeyen Bir Yazar: Güven Baykan, Gazetecilik ve Yazarlık Arasındaki Çizgiyi Anlattı

Ankara’nın kültür takviminde giderek daha güçlü bir yer edinen Ankara Kitap Fuarı, bu yıl da yalnızca kitapların değil, aynı zamanda yazarların iç seslerinin de yankılandığı bir buluşma alanına dönüşüyor. ATO Congresium koridorlarında yayılan kalabalık, imza sıraları ve sayfaların hışırtısı arasında, edebiyatın en sahici hâli; yüz yüze temasla yeniden kuruluyor.
Bu atmosferin içinde karşımıza çıkan isimlerden biri de yazar ve gazeteci Güven Baykan oluyor. Söyledikleri, yazının yalnızca masa başında kurulan bir dünya olmadığını; hayatla, okurla ve hafızayla sürekli yeniden temas eden bir süreç olduğunu hatırlatıyor.
“Yazdığımız eserleri burada görücüye çıkarıyoruz, eleştirileri her zaman cebimde taşıyorum”
Baykan için yazı sadece kapalı bir üretim değil; sürekli açık kalan bir diyalog. Ankara Kitap Fuarı’nda okurla buluşmayı bir tür tamamlanma anı olarak gören Baykan, yazma sürecini şöyle anlatıyor:
“Bir ressamın yaptığı eseri sonuçta birileriyle paylaşması gerekiyor. Yani bir görücüye çıkarması gerekiyor. Biz de yazdığımız eserleri burada görücüye çıkarıyoruz. İnsanlar gelip, okuyup bunun üzerine konuşunca da çok mutlu oluyoruz. İnsanlar sosyal medya üzerinden geri dönüş yapıyorlar. Ben telefon numaramı mümkün olduğunca vermeye çalışıyorum;buradan gelen eleştiri ve fikirlere göre de yeniden kurguladığım şeyler oluyor. Doğru ve gerçekçi eleştirileri her zaman cebimde taşıyorum”
Baykan anlattı: Gazetecilik ve yazarlık arasındaki ince çizgi
Baykan, gazetecilikle yazarlık arasındaki farkı ise hız ve derinlik üzerinden tanımlıyor. Ona göre iki alan da gerçeği anlatma çabası olsa da zamanla kurdukları ilişki tamamen farklı:
“Gazetecilikte anında olayı vermek ve anlatmak gerekiyor ama kitap öyle değil. Kitap biraz daha uzun bir yapım ve anlatı aşaması. Bunun için gazetecilik bana göre biraz daha zor;anında bilgiyi alıp kendi süzgecinden geçirip anlatmak gerekiyor. Diğerinde ise kendi bilgilerini daha uzun bir süre zarfında yayarak anlatabiliyorsun...”
Anın peşinde bir yazma hali: “İlham beklemiyorum”
Baykan için yazmak, ilham beklenen bir süreç değil; aksine yaşamın içinden sürekli devşirilen bir hareket hâli:
“Ben fotoğraf ve sanatın diğer dallarıyla da ilgilendiğim için ilham beklemiyorum. Beni harekete geçiren tüm şeyler anı yakalamak ya da geçmişten aldığım bilgileri izleyiciye, okuyucuya, sizi takip eden kişilere aktarmaktır. Kitapta öyle bir şey, gerçekçi olmaya çalışıyorum. Yazdığım öykülerde de şiirde de hayatımdan parçalar mevcut, onları toparlayıp okunur hale getirmeye çalışıyorum. Bunlar yaşadıklarım; herkes buna benzer şeyler yaşıyor ama herkes anlatmıyor ya da yazmıyor ama ben anlatan taraftayım.”
Hafızanın etrafında dönen temalar
Baykan’ın eserlerinde tekrar eden izleklerin merkezinde ise geçmiş ve hatıralar var. Onun için yazı, çoğu zaman hafızanın yeniden kurulmuş bir versiyonu:
“Aslında biraz maceracıyım bu konuda, geçmişe dönük anılarımı yazmayı; bunlardan kurgular yapmayı seviyorum. “Yarım Kalan Fısıltılar” kitabımda çocukluk ve lise yıllarımdan büyüklerimle olan anılarımdan söz ettim diğer eserlerimde de benzer şekilde.”
Edebiyatın geleceğine dair bir inanç
Yazarın günümüz edebiyat ortamına dair değerlendirmesi ise umut taşıyor. Baykan, yazının, bireysel bir ifade biçimi olmanın ötesinde, toplumsal bir gelişim alanı olduğuna inanıyor:
“Bunun gelecekte daha da değerli olacağına inanıyorum. Ben yazarken kendimi ifade etmek için yazıyorum, okuyan ya da okumayan kesim pek önemli değil, yani okuyan elbette kıymetli ama bugün bir sayfa okuyan yarın bir kitap bitirebiliyor. Biz geçmişten duyduklarımızı kendi yaşadıklarımızı anlatalım bir açıdan yemeği hazırlayalım sofraya koyalım seven yesin sevmeyen eleştirsin. Sanat devam etsin ki biz gelişelim. Biz duygularımızla gelişen varlıklarız sanat geliştikçe biz ve duygularımız da gelişecektir.”



