Arete Sanat 16. Yılında Art Ankara’da: “Sanatçıyı İzleyiciyle Doğru Buluşturmanın Derdindeyiz”

Ankara sanat ortamının köklü duraklarından Arete Sanat, Art Ankara 2026’da 16. yaşını kutluyor. Galeri koordinatörü Emre Sefer ile Arete’nin aile mirasıyla şekillenen hikâyesini, teknolojiyle harmanlanan deneyim odaklı sergi vizyonunu ve sanatçının “dert anlatma” misyonunu Küpür Ankara Art için konuştuk.
Art Ankara’nın kalabalık koridorlarında yalnızca eserler değil, galerilerin yıllar içinde kurduğu anlatılar da izleyiciyle buluşuyor. Bu yıl 16. yılını kutlayan Arete Sanat, hem geçmişini hem de sanatla kurduğu ilişkiyi fuar aracılığıyla görünür kılıyor.
Galeri koordinatörü Emre Sefer, sanatla kurdukları bağın aileden gelen bir mirasa dayandığını şu sözlerle anlatıyor:
“Tabii, bahsederim. İsmim Emre Sefer, 1983 Ankara doğumluyum, endüstri mühendisiyim. Babam halı koleksiyoneridir; beşinci nesil halıcıyız. Bizim sanatla ilişkimiz oradan başlıyor. Kendisinin Kültür Bakanlığı kataloglarına girmiş iki yüz parçanın üzerinde eseri var. Onun üzerine 2010 yılında biz bir sanat galerisi açma hayaliyle yola çıktık. Burada zaten bu seneki Art Ankara’daki konseptimiz de Arete Sanat’ın 16. yılı. Bu yolculuğumuzda bizimle yolları kesişen sanatçılarımızın burada işlerini, Arete Sanat Yayınları’nda yapmış olduğu kitapları anlatıyoruz. 16 yıl neler yaptık, bunlardan bahsediyoruz.”

“Art Ankara izleyiciyle temasın büyüdüğü alan”
Ankara’nın önemli sanat buluşmalarından biri olarak öne çıkan Art Ankara, galeriler için yalnızca bir sergileme alanı değil, aynı zamanda izleyiciyle doğrudan temas kurma imkânı sunuyor.
Sefer, fuarın yıllar içindeki gelişimine dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Art Ankara, uzun zamandır Ankara’daki en önemli sanat fuarlarından bir tanesi. Her yıl üzerine koyarak devam ediyor. Art Ankara artık Ankara’nın sanat izleyicisini çekiyor. Biz de burada olarak izleyiciyle buluşma fırsatı sunuyoruz.”
Arete’nin farkı: Deneyim odaklı sergi anlayışı
Arete Sanat’ı diğer galerilerden ayıran en belirgin özellik ise yalnızca eser sergilemekle sınırlı kalmayan, izleyiciyle kurulan deneyimi de önemseyen yaklaşımı.
Sefer, bu anlayışı şöyle ifade ediyor:
“Biz bunu Art Ankara olarak değil de ‘Arete’yi diğer galerilerden ayıran özellik ne?’ olarak düşündüğümüz zaman, her galerinin bir arzı ve üslubu vardır. Biz Arete olarak konsept sergiler üzerinden yola çıkıyoruz. Bizim burada sanatçı seçişlerimiz, sanatçıların konseptleri mi seçişlerimizi beraber hazırlıyoruz. Bizim için önemli olan, sanatçının nasıl en iyi işi üretmekse, bizim derdimiz de sanatçıyı izleyiciyle en iyi şekilde buluşturmaktır. Bunun için gerek yenilikler, gerekse de bu buluşmada alternatif neler yapabiliriz diye bakıyoruz.”
Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olarak dijital medyanın sergi deneyimine dahil edildiği projeler öne çıkıyor:
“Örnek verecek olursak, en son Mayıs 2025’teki Raşit Altun ‘Sır’ sergisinde dijital medyayı bir araç olarak kullanarak yaklaşık 6 metre yüksekliğinde, 10 metre genişliğinde bir video düzenledik. O videoyu da Hakan Yılmaz yaptı. Yaptığı videoda Raşit Altun’un 9 tane eserini yüksek çözünürlüklü alarak onları hareketlendirdi, yapay zekâ desteğiyle bir akış yarattı. İnsanlar ilk sergiye girdiklerinde kapalı bir alanda bu videoyu izleyip öyle içeri girip geziyordu. Bu, Raşit Altun’un işlerini daha iyi içselleştirmesini, daha iyi anlamalarını sağladı. Ondan sonra sergiyi gezerken de daha çok duygu aktarımını iyileştirdiğini düşünüyoruz. Bunu bildiğimiz kadarıyla ilk yapan biz olduk. Böyle sanatçıyı izleyicisiyle en doğru nasıl buluştururuz, onun derdinde olan bir galeriyiz aslında.”
Genç sanatçılar için denge: “Görünürlük değil, dert meselesi
Genç sanatçılar için sıkça tartışılan “görünürlük” ve “saygınlık” meselesine ilişkin Sefer, odağın üretimin kendisinde olması gerektiğini vurguluyor:
“Sanatçının bir derdi olmalı. Bu derdi saygınlık ya da görünürlük değil, kendi derdini en iyi şekilde yansıtmak olmalı. Saygınlık nasıl kazanılır? Özgün olmakla, yapılan işlerin bu işi bilenler tarafından beğenilmesiyle, talep görmesiyle, sanatçının bir duruşu olmasıyla kazanılır. Yani sanatçının derdi değil de yaptığı işin sonucu olarak saygın olmalı. Görünürlük de benzer şekilde; insanlar sizi görmek isterse görünür oluyorsunuz. O zaman insanlar neyi görmek istiyorsa, onun üzerine bir kaygısı olmalı bir sanatçının. Bu işi görünür olmak için yapmıyor ama bu işi beğenildiği zaman görünsün istiyor. Sanatçıların da bir derdi olmalı ve onları anlatmasının sonucu olarak görünür ve saygın olmalı. Dert anlatması elbette şahsi derdi olarak değil; sanat üretiminde bir gayesi olmalı, içinde onu en iyi şekilde anlayabilmeli. En iyi anlatabileceği de kendi sanatı.”
Sanatın geleceği: Refah, eğitim ve izleyici bilinci
Sanatın geleceğine dair değerlendirmesinde ise yalnızca üretimin değil, toplumsal koşulların da belirleyici olduğuna dikkat çekiliyor:
“Türkiye ve Türkiye sonrası sanata baktığımız zaman, bir kere sanat için ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımız zaman aslında kendini gerçekleştirme kısmındadır sanat. Önce beslenme, barınma iyi olacak; yavaş yavaş belirli ihtiyaçlar karşılandığı zaman kendini gerçekleştirme olan en tepeye geliyoruz. Sanat da en yukarılarda. Ülkede ve dünyada refah seviyesi ne kadar yüksek olursa, sanatçılar ve koleksiyonerler daha rahat olacaklar, gelişim sağlanacak. Tabii bunun eğitimi, izleyicinin artması, sanata insanların emek vermesi, zaman ve bütçe ayırması sanatı gelecekte daha iyi yere taşıyacaktır. Bu hem biz paydaşların yani galericiler, sanatçılar, koleksiyonerlerin hem de devlet ve bakanlık olarak burada ne kadar güzel şeyler yaparlarsa o kadar daha iyiye gidiyor. Dünya için de bu benzer şekilde zaten.”



