AnkaralojiGri EdebiyatKültür SanatYazılı Hafıza

Uğur Kavas Ankara’nın Hafızasını Anlatıyor: Başrolde Görünmeyen Başkent

Ankara araştırmacısı ve fotoğraf sanatçısı Uğur Kavas, başkentin görünmeyen yüzünü, kaybolan hafızasını ve dönüşümünü Kupür Ankara’ya anlattı. Kavas’a göre Ankara, yıkımlar ve göçlerle parçalanan bir kent belleğine sahip. “Sakladıklarını bile koruyamayan bir şehir” diyen Kavas, fotoğraflar ve arşivler üzerinden Ankara’nın unutulan hikâyelerini iz sürerek ortaya çıkarıyor. Ona göre Ankara, görünenden çok saklananlarıyla anlatılan bir labirent şehir.

Ankara’nın geçmişine dair izleri fotoğraflar, belgeler ve kişisel arşivler üzerinden takip eden Ankara araştırmacısı ve fotoğraf sanatçısı Uğur Kavas, başkentin görünmeyen hikâyelerini Küpür Ankara’ya anlattı. Kavas’a göre Ankara, sadece fiziksel dönüşümüyle değil, hafızasında açılan boşluklarla da yeniden şekilleniyor.

Kent belleği, kaybolan yapılar ve değişen yaşam pratikleri üzerinden Ankara’yı okuyan Kavas, şehrin en büyük sorununun “unutma ve yok etme kültürü” olduğunu vurguluyor. Ona göre Ankara, bir yandan Cumhuriyet’in izlerini taşırken diğer yandan hızla değişen kent politikalarıyla geçmişini giderek daha fazla kaybediyor.

“Ankara kendini çoğu zaman saklayarak anlatıyor”

Kavas, Ankara’yı tek bir görüntüyle tarif etmenin mümkün olmadığını belirterek, şehrin çoğu zaman görünmeyen yanlarıyla var olduğunu ifade ediyor. Ona göre başkent, sessiz kalan ama hafızasında çok fazla hikâye biriktiren bir şehir.

Yıllardır fotoğraf ve belge arşivleri üzerinden çalışan Kavas, özellikle yıkımlar ve dönüşümlerle birlikte kent hafızasının parçalandığını söylüyor. Eski Ankara’ya dair izlerin giderek azaldığını, buna rağmen arşivlerde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda hikâye bulunduğunu dile getiriyor.

Kentsel dönüşüm ve hafızanın kırılmaları

Ankara’nın özellikle 1950’lerden sonra ciddi bir dönüşüm sürecine girdiğini belirten Kavas, plansız büyüme ve göç dalgalarının kentin dokusunu değiştirdiğini ifade ediyor. Bu süreçte birçok yapının kaybolduğunu, yerlerine ise kentin belleğiyle bağ kurmayan yeni yapılar inşa edildiğini söylüyor.

Kavas’a göre bu durum yalnızca mimari bir değişim değil, aynı zamanda toplumsal hafızada da büyük bir kopuş anlamına geliyor.

“Şehir, sakladığını bile koruyamıyor”

Ankara’nın en büyük sorunlarından birinin kendi değerlerini koruyamamak olduğunu belirten Kavas, kentteki birçok tarihi ve kültürel yapının zaman içinde yok edildiğine dikkat çekiyor. Ona göre bu kayıplar, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda bir hafıza silinmesi anlamına geliyor.

Kavas, Ankara’nın hâlâ keşfedilmemiş çok sayıda hikâye barındırdığını ancak bu hikâyelerin çoğunun görünmez kaldığını da ekliyor ve şöyle anlatıyor:

“Yıllardır Ankara’yı izliyorum. Bu izleme son 25 yıldır, üzüntüyle, çaresizlik içinde bir izleme. Bu kadim kentin Cumhuriyet kazanımları, yıkım kültürünün kurbanı. Bu yıkım canavarının baş besleyicisi Cumhuriyet düşmanları, Cumhuriyet’in sağladıklarını içlerine sindiremeyen güçler ne yazık ki. Bu kent neyi saklarsa, yıkım canavarı o’nu bulup hemen yok etmeye çalışıyor. Sakladıklarını ortaya çıkarmaktan korkuyor bile. Saklamadıkları, ortada olanlar ise, yıkım canavarı için kolay av. Kentin, sakladığı hazinelerin de ortaya çıkmayı bekleyen neler neler var kim bilir. Benim gibi amatör araştırmacılar bu hazinelerin izini sürüyor. Bazen bu iz sessizce devam ederken, bazen de gün yüzüne çıkıp, yayına dönüşüyor. Ben biraz şanslıyım, şartları zorlayarak yayın haline dönüştürüyorum. Tarih iyiyi de, kötüyü de not ediyor zaten. Neleri sakladıklarını, iz sürerek bulabiliyoruz.”

“Ankara bir labirent gibi”

Kentle kurduğu ilişkiyi “labirent” metaforuyla açıklayan Kavas, Ankara’yı anlamanın sabır ve iz sürme gerektirdiğini söylüyor. Ona göre şehir, içine giren herkese farklı bir yüz gösteriyor ve bu yüzden tek bir anlatıya sığmıyor:

“Ankara bir labirenttir. Bu labirentte yolunuzu da kaybedersiniz, çıkış da bulursunuz.

Sokrates’in bir sözü var- Bilgi”Bilgelik” merakla başlar diye. Rahmetli Uğur Mumcu da Bilgi sahibi olmayan, fikir sahibi olamaz derdi. Hangi konuda olursa olsun. Bilgi edinmek için önce merak etmek gerekli. İz sürmek de böyle başlıyor. “Atış Poligonu” kitabımı yayımlama sürem on yıldır. Sadece bir iki fotoğrafın izini sürmek. Çok ama çok meşakkatli bir iş ama bir o kadar da güzel.

Şehrin neleri sakladığını, izini sürdükçe anlıyorsunuz. Onun için neyi sakladı, hangi yüzünü gösterdi sorusunun cevabı benim için zor. Ankara bir labirenttir. Bu labirentte yolunuzu da kaybedersiniz, çıkış da bulursunuz. Daha önce dört kez başkent olmuş bu kadim şehir, kim bilir bağrında daha neler saklıyor.”

Sinemadan sokaklara uzanan görünmez hikâyeler

Kavas, Ankara’nın sinema ve kültürel üretimde de çoğu zaman geri planda kaldığını belirtiyor. İstanbul merkezli yapım düzeninin Ankara’nın hikâyesini yeterince görünür kılmadığını ifade ediyor. Buna rağmen 2000’lerden sonra kentte kültürel üretimde kısmi bir hareketlilik yaşandığını da ekliyor.

Hafızada kalan kareler

Kavas’ın arşivinde yalnızca estetik fotoğraflar değil, aynı zamanda acı olaylara tanıklık eden kareler de bulunuyor.

Sel felaketleri, kazalar ve kaybolan kent görüntüleri onun çalışmalarında önemli bir yer tutarken; bir yandan da gündelik yaşamın zarif anları bu arşivin diğer yüzünü oluşturuyor.

Kavas, şöyle anlatıyor:

“Bir kare değil, birçok kare var. 1957 yılındaki büyük sel felaketinin görüntüleri, 1963 yılında Ulus’a havada çarpışan uçakların parçalarının düşmesi sonucu yaşanan felaketin görüntüleri.. Ankara’nın yaşadığı kötü günler… Ayrıca tanık olduğum ve olayı yaşadığım Karlov cinayeti..

İyi fotoğraflar ise, genel de şehir yaşamından kareler; Güzel giyimli hanımlar, beyler… Zarafet. İçimi acıtan haller.”

“Ben sadece iz sürüyorum”

Kavas, çalışmalarını bir meslekten çok uzun soluklu bir araştırma süreci olarak tanımlıyor. Ankara’nın izini sürerken çoğu zaman yıllara yayılan bir emek harcadığını belirten Kavas, amacının kenti belgelemek ve unutulan hikâyeleri görünür kılmak olduğunu söylüyor:

“Yaptıklarımı dillendirmeyi hiç ama hiç sevmem ama, özür dileyerek bu bahsi açma zorunluluğu doğdu. Okuyacakların sabrına sığınıyorum. Son yirmi, yirmi beş yıldır Ankara özelinde daha önce yapılmamış ya da gözden kaçmış konular üzerinde çalışıyorum.

Ankara’nın bir bölümünü kızılötesi filmlerle ve dönüştürülmüş makinelerle görüntü altına aldım. Albümünü yaptım. Ülkede kızılötesi fotoğrafla ilgilenen çok ama albümü olan iki kişiden birisiyim. Daha önce iki cilt, Türkiye’de Basın Fotoğrafçılığının Görsel Tarihi kitabını yapmıştım.(Osmanlı’dan 1960’a, 1960’dan günümüze-2010’a kadar) Türkiye’de basın tarihi çokça yazılmıştır ama foto muhabirlerinin bu tarihte fazla yeri geçmemiştir. (Çalışma sekiz yıl sürmüş, konusunda tek yayındır.)

Fotoğrafın dostu, 2.Abdülhamit’in emriyle tüm Osmanlı topraklarının görsellerinin yer aldığı 900 küsur albüm ülkenin en önemli görsel koleksiyonudur. Bu albümlerde yer alan şehir görüntüleri, birçok şehrin yönetimi tarafından tanıtım albümleri olarak yayımlanmıştır.(İstanbul, İzmir, Bursa, Konya, Urfa….) Bu çalışmaları görünce niye Yıldız albümlerinde Ankara yok deyip, çalışmaya başladım. 2-3 yıllık bir çalışma ile Yıldız albümlerinde Ankara albümünü yaptım ve prestij yayını olarak basıldı.

--> Paylaş

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu