AnkaralojiGri BölgeKüpürlen

Memur Şehrinde Kamusal Alan: Heykeller Kimin İçin Susuyor?

Ankara’yı yürüyerek tecrübe eden herkes bilir: Bu şehirde adımlar acelecidir. Sabah sekiz, akşam beş ritmiyle kurulan bu düzende, kaldırımlar sadece “bir yerden bir yere ulaşmak” için kullanılan gri şeritlerdir. Peki ya o gri şeritlerin tam ortasında, başını göğe kaldırmış, zamansız bir duruşla bizi izleyenler?

Kızılay’da, Ulus’ta, Tunalı’da her gün yanından geçtiğimiz, bazen altında buluşup bazen de sigara izmaritlerimizi fırlattığımız o heykeller… Ankara’nın hafıza taşları, bugün bu şehirde kimin için susuyor?

Dekorlaşan Sanat, Görünmez Olan Hafıza

Sokağa inen sanat, doğası gereği kışkırtıcı, durdurucu ve düşündürücü olmalıdır. Oysa Ankara’nın kamusal alanındaki sanat eserleri, uzun zamandır şehrin “mobilyası” haline gelmiş durumda.

  • Hitit Güneş Heykeli, Sıhhiye’nin o kaotik trafiğinde egzoz dumanı soluyan bir trafik adasından ibaret artık.
  • Kuğulu Park’ın Öpüşen Kuğuları, arkasındaki popüler kafelerin gürültüsünde sadece bir selfie arka planı.
  • Ulus’taki Atlı Atatürk Anıtı, altından geçen işportacıların ve dolmuş kuyruklarının hengamesinde, şehrin kurucu hafızasını tek başına taşımaya çalışan yalnız bir zirve.

Sanat sokağa inmiştir inmesine ama sokak, onunla konuşmayı çoktan bırakmıştır. Ankara’da sanat, kamusal alanı dönüştüren bir güç olmaktan çıkıp, bürokrasinin gri fonuna eklenmiş estetik birer “kamuflaj” haline gelmiştir.

“Acelesi Olan Ankaralı” ve Renk Körlüğü

Ankara’da sokak sanatının ve heykellerinin sessizleşmesinin faturası sadece şehri yönetenlere kesilemez. Burada, sokağın sakinlerinde de kronik bir “estetik renk körlüğü” baş göstermiştir.

“Ankaralı için sokak, ev ile iş/okul arasındaki zorunlu boşluktur. Bu boşlukta estetik bir duraklama yaşamak, şehrin yazılmamış hız kanunlarına ihanet etmektir.”

Elinde evrak çantasıyla metro merdivenlerine koşan bir memurun, bir heykelin gölgesindeki işçiliği fark etmesini beklemek romantik bir hayal mi? Belki de. Ama tam da bu yüzden, sanatın sokakta daha yüksek sesle bağırması, daha görünür olması, hatta gerekirse sokağın ortasına “barikat” kurması gerekir.

Sanat Sokakta Nasıl Yeniden Konuşur?

Ankara’da kamusal alan sanatının üzerindeki bu ölü toprağını atmak için, eserlerin sadece “orada durması” yetmez.

  1. İnteraktif Alanlar: Sanat, üzerine dokunulamaz kaidelerden indirilmelidir. Sokaktaki insan heykele çarpmalı, onunla fiziksel bir temas kurmalıdır.
  2. Hafıza Yolları: Küpür Ankara Art olarak öneriyoruz: Şehrin heykellerini birbirine bağlayan, yürürken sadece binaları değil, bu şehrin sanat tarihini de okumamızı sağlayan bağımsız “kültür rotaları” neden oluşturulmasın?
  3. Grinin İçindeki İsyan: Eğer bu şehir griyse, kamusal sanat o griliğin içindeki en radikal patlama olmalıdır. Uyum sağlamak yerine, tezat oluşturmalıdır.

Ankara’nın heykelleri susmuyor; aslında onlar bizi konuşmaya çağırıyor. Biz sadece, kulaklarımızdaki kulaklıkları çıkarıp, gözlerimizdeki o gri filtreyi silmek zorundayız. Çünkü sanat sokağa indiğinde ona sırtımızı dönersek, şehir sadece binalardan ibaret bir taş yığınına dönüşür.

--> Paylaş

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu