Bir Milletin Ata’sına Duyduğu Saygı Taşa Böyle İşlendi

Anıtkabir yalnızca Atatürk’ün mezarı değil.Bir milletin bağımsızlığa neden hâlâ bu kadar bağlı olduğunu anlatan en büyük yapı. Bu yüzden Anıtkabir’de hiçbir detay rastgele değil. Her taşın, her boşluğun, her yüksekliğin bir anlamı var.
Bunu en çok Aslanlı Yol’da hissediyorsunuz.
Yolun iki yanında duran 24 aslan Türk tarihindeki Oğuz boylarını temsil ediyor. Heybetliler ama saldırgan değiller. Gücü bağırarak değil, vakarla taşıyorlar. Başınızı biraz kaldırıp göğe baktığınızda gördüğünüz ilk şey bir milletin umudu; şanlı Türk bayrağı oluyor. Uçsuz bucaksız bir mavinin tam orta yerinde tüm heybeti ile mavi gözlü bir kurdun ziyaretçilerine “merhaba” diyor.

Ama insanı asıl etkileyen şey ayağının altındaki taşlar oluyor.
İnsan Atatürk’ün huzuruna koşarak, başı dik bir kibirle değil; adımlarını hissederek çıksın diye; traverten taşlar özellikle birbirine tamamen bitişik yapılmamış, aralarda küçük boşluklar bırakılmış.
Çünkü o boşluklar yürüyüşünüzü değiştiriyor. İster istemez başınızı biraz öne eğiyor, adımlarınıza dikkat ederek ilerliyorsunuz. Ve bir noktadan sonra şunu fark ediyorsunuz: Mimari size fark ettirmeden saygıyı öğretiyor.
Belki de Aslanlı Yol’u bu kadar unutulmaz yapan şey tam olarak bu.İnsan orada yalnızca yürümüyor. Bu vatanın hangi bedellerle kurulduğunu düşünerek ilerliyor.

Her adımda akla başka bir şey geliyor; cephede donan askerler, yıllarca süren savaşlar, yokluk içinden ayağa kalkan bir millet… Ve o yolun sonunda, bütün bunların ortasında bir ülke kurmayı başaran Atatürk duruyor.
Bu yüzden Anıtkabir’e çıkan insanların gözleri yalnızca mimariden etkilenmiyor. İnsan orada, kendisini bugün hâlâ özgür yaşatan iradenin karşısında olduğunu hissediyor. Ve insan mozoleye baktığı anda içinden tek bir cümle geçiyor aslında:
“Bu millet sana yalnızca bir lider olarak değil, kendisini yeniden ayağa kaldıran Ata’sı olarak bakıyor.”
Çünkü bazı insanlar sadece tarih yazmıyor. Bir milletin onuruna dönüşüyor.
Aziz ruhun şad olsun Atam.




