AnkaralojiGri BölgeKültür SanatYazılı Hafıza

Şehir Hafızasını Kusuyor: Ankara’nın Hayalet Sinemaları ve Yarım Kalan Hikâyeler

Ankara, hikâyelerini saklamayı seven, ketum bir şehirdir. Ancak bazen, gece yarısına doğru Atatürk Bulvarı’nın gürültüsü çekildiğinde ve ıslak asfaltın üzerindeki sokak lambaları o yüksek kontrastlı noir yansımalarını bıraktığında, şehrin çatlaklarından eski bir projeksiyon makinesinin cızırtısı duyulur…

Kilitli Kapıların Ardındaki Sessiz Çığlık: Kavaklıdere

Tunalı’da, o meşhur pasajın önünden geçerken başınızı içeriye uzatın. Bir zamanlar smokinli beyefendilerin ve şık hanımefendilerin Ankara’nın o entelektüel iklimini soluduğu Kavaklıdere Sineması, şimdi paslı kilitlerin arkasında sessiz bir anıt gibi duruyor. Projeksiyon odasından sızan o büyüleyici ışık huzmesi, yerini toz zerrelerinin dans ettiği bir karanlığa bıraktı. Fuayede içilen o son sigaranın dumanı, Ankara’nın puslu havasına karışalı çok oldu. Burası, şehrin “ince” ruhunun nasıl birer beton kütlesine kurban edildiğinin en noir kanıtıdır.

Merdiven Altına Gömülen Gençliğimiz: Akün ve Kızılırmak

Atatürk Bulvarı’nın kaosu üzerinde yükselirken, yerin altına doğru inen o dar merdivenler bir zamanlar özgürlüğe açılırdı. Akün ve Kızılırmak, Ankara’nın o gri bürokrasisinden, memuriyetin tekdüzeliğinden kaçanlar için birer yeraltı vahasıydı. Bugün o merdivenlerden aşağı indiğinizde sizi karşılayan şey, sanatın o kapsayıcı sıcaklığı değil; rutubet kokan bir sessizlik ve terk edilmişliğin distopik atmosferi. Koltukların kumaşlarına sinmiş binlerce farklı heyecan, şimdi boş salonun derinliklerinde birer hayalet gibi dolaşıyor.

Ulus’un Mağrur Enkazı: Görkemden Geriye Kalan Toz

Sadece Kızılay değil, Ankara’nın kalbi Ulus da bu kıyımdan payına düşeni aldı. Büyük Sinema gibi devasa salonlar, şehrin görkemli günlerinden kalan birer yıkıntıya dönüştü. Bugün birer iş hanı ya da derme çatma dükkanlara ev sahipliği yapan bu yapılar, bir zamanlar Ankara’nın Avrupa ile yarışan kültürel vizyonunun kalesiydi. Şimdi ise ruhsuz ticaret merkezlerinin içine hapsedilmiş, nefes alamayan beton yığınları…

Karanlıkta Kalan Biziz, Sinemalar Değil!

Bu bir nostalji yazısı değil, bir kent arkeolojisi çalışmasıdır. Çünkü bir şehri şehir yapan, üzerine dikilen betonların yüksekliği değil, o betonların arasında biriken hikâyelerdir. Ankara, kendi sinemalarını yıkarak aslında kendi geçmişine giden köprüleri de havaya uçurdu. Şimdi elimizde kalan tek şey, siyah-beyaz bir fotoğrafa bakıp “Burada bir zamanlar film izlerdik” diyerek iç geçirmek.


Küpür Notu: “Şehir uyur ama hikâyeler asla ölmez. Biz, o tozlu perdelerin arkasındaki son ışık huzmesini yakalayana kadar yürümeye devam edeceğiz. Çünkü hatırlamak, kaybolan o rüyalara sahip çıkmaktır.”

--> Paylaş

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu