AnkaralojiGri BölgeKeşif06

Ankara’nın Sessiz Sahnesi: Aydınlıkevler

Aydınlıkevler… Bir semtten çok, Ankara’nın griye çalan iç sesidir belki de.

Kışa erken yakalanmış kaldırımların, pas tutmuş apartman demirlerinin, sobaya atılan son kömürün hafızasıdır.

Akşamın ağırlaştığı vakitlerde pencerelerden sızan sarı ışıklar kadar eski, merdiven boşluklarında yankılanan ayak sesleri kadar tanıdıktır.

Çünkü bazı mahalleler konuşmaz; yalnızca birikir. Bir çayın buharında, bir balkon sessizliğinde, birbirini yıllardır tanıyan insanların bakışlarında yavaş yavaş sanat olur hayat.

Belki de bu yüzden Aydınlıkevler, yalnızca haritada yer kaplayan bir semt değil; şiirin kıyısında unutulmuş bir dize, perdesi henüz kapanmamış eski bir tiyatro sahnesi gibidir.

Ve insan anlıyor… Bazı mahalleler zamanla eskimez. Yalnızca edebiyata dönüşür.

Her mahalleye bir hikaye atfedilmiş, Aydınlıkevler ise kendi hikayesini kendisi yaratmıştır. Kaldırım taşlarının griliği, semtin duygularına yansıdığı gibi gizemli bir havaya bürünmesine de sebebiyet vermiş, hikayenin girizgahına büyük katkı sağlamıştır. 1950’li yıllarda başlayan bu ‘’müstakil’’ hikaye, zamanla yerini ‘’apartmanların’’ silüetine teslim etti. Geçmişten günümüze değin gelen süreklilik, semt sakinlerinin de günümüzde ki birliğini korumasına vesile oldu. Belirtilen kasvet ise Ankara’nın tanımlayıcı özelliklerinden biridir; bu nedenle bir olumsuzluk değil, şehrin ruhuna işlemiş doğal bir atmosfer olarak görülmelidir. Sabahın erken saatlerinde henüz kalabalıklaşmamış sokaklar, gri apartmanların arasına sıkışan rüzgâr ve kış aylarında kaldırımlara çöken sessizlik, Aydınlıkevler’in hafızasını oluşturan en belirgin detaylardan yalnızca birkaçıdır. Semtin yıllar içerisinde geçirdiği dönüşüm, yalnızca mimari yapısında değil; insan ilişkilerinde de kendisini göstermiştir. Bir zamanlar bahçeli evlerin önünden yükselen gündelik telaş, zamanla apartman boşluklarında yankılanan ayak seslerine bırakılmıştır. Buna rağmen mahalle kültürünün tamamen kaybolduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü Aydınlıkevler, Ankara’nın birçok semtinin aksine geçmişini bütünüyle geride bırakmayan yerlerden biri olmayı sürdürmektedir. Aydınlıkevler’in yıllar içerisinde yalnızca bir yaşam alanı olarak değil, aynı zamanda kültürel bir durak hâline gelmesi de tesadüf değildir. Türk edebiyatının önemli şairlerinden Cemal Safi’nin bir dönem burada bulunan ofisi, semtin sanatla kurduğu görünmez bağı güçlendiren detaylardan yalnızca biridir. Şiirin gündelik hayatla iç içe geçtiği bu atmosfer, Aydınlıkevler’in yalnızca beton yapılardan oluşan sıradan bir semt olmadığını; aksine sanatın beslendiği canlı bir hafıza alanına dönüştüğünü göstermektedir. Çünkü sanat çoğu zaman ihtişamlı salonlarda değil; apartman boşluklarında yankılanan seslerde, kış akşamlarında buğulanan camlarda ve birbirine benzeyen balkonların ardında saklı gündelik hayatlarda doğar.

Aydınlıkevler de tam olarak böyle bir ruh taşımaktadır. Ankara’nın sert iklimiyle şekillenen bu semt, yıllar boyunca yalnızca insanları değil; hikâyeleri, şiirleri ve anlatıları da içerisinde barındırmıştır. Belki de bu nedenle Aydınlıkevler hakkında yapılan yorumlar yalnızca nostaljik anılarla sınırlı kalmamış; zamanla kültürel ve edebî değerlendirmelere de dönüşmüştür. Özellikle Ekşi Sözlük’te semte dair yazılanlar incelendiğinde, insanların yalnızca bir mahalleyi değil; belirli bir dönemin ruh hâlini anlattıkları görülmektedir. Çünkü bazı semtler vardır; insan zihninde bir sokaktan çok, yarım kalmış bir roman ya da eski bir tiyatro sahnesi gibi yer eder.

Yılmaz Erdoğan’ın kaleme aldığı Aydınlıkevler oyunu da tam olarak bu hafızanın izlerini sahneye taşır. Oyunda yalnızca bir mahalle anlatılmaz; aynı zamanda belirli bir dönemin ekonomik sıkışmışlığı, aile ilişkileri, komşuluk bağları ve gündelik yaşamın görünmeyen ağırlığı da seyirciye aktarılır. Bu nedenle Aydınlıkevler, oyunun içerisinde yalnızca bir mekân değil; yaşayan, hisseden ve karakterlerin ruh hâlini belirleyen güçlü bir unsur hâline gelir.

Mahallenin bugün hâlâ güçlü bir kimliğe sahip olmasının temel nedenlerinden biri de semt sakinleridir. Aydınlıkevler’de yaşayan insanlar, yıllar içerisinde değişen şehir hayatına rağmen mahalle kültürünün tamamen silinmesine izin vermemiştir. Bu durum yalnızca toplumsal bir dayanışma örneği değil; aynı zamanda kültürel belleğin korunma biçimlerinden biri olarak da değerlendirilebilir. Çünkü bir semti yaşatan şey yalnızca binalar değil, o binaların içerisinde biriken insan hikâyeleridir.

Bugün birçok mahalle dönüşmeye, geçmişin izlerini kaybetmeye devam ederken; bazı semtler sanatın hafızasında yaşamayı sürdürmektedir. Aydınlıkevler de bu yönüyle yalnızca coğrafi bir konum değil; şiirin, tiyatronun ve gündelik hayatın iç içe geçtiği kültürel bir anlatı alanı olarak varlığını korumaktadır. Çünkü sanat bazen en güçlü ilhamını tam da böyle yerlerden alır: gri kaldırımların arasından, birbirini tanıyan insanların sessiz dayanışmasından ve sıradan görünen hayatların içerisinde saklı hikâyelerden.

--> Paylaş

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu